20100523

içinde.Çanakkale.

Saat ondu eve yeni girmiştim.Yemek hazırlanırken maillerime bakayım dedim.Ebru'nun çanakkaleye gideceği haberleri geldi kulağıma msnde.Hemen bir koşu aradım evden.Evet 1 saat sonra yola çıkacağız dedi.Sende gelsene diyip kötü kötü güldü.Ama gitseydim hiç fena olmazdı.Yer varsa geleyim dedim şaşırdı harbimi lan diyip var tabi gel dedi.1 saat sonra bizde ol diyip telefonu kapadı.Annemlere dönüp ben şimdi çanakkaleye gidiyorum dedim.Fotoğraf makinesini hazırlayıp kapşonlumu giydim.Apar topar olsada yolculuk güzeldi.Rehber eşliğinde kilitbahir,ecabat,gelibolu ve çevresini gezdik.Gittiğimiz her yerden denizi görmek mümkündü.Aralarda sandaviçleri götürdük ama hala bitmeyen öksürüğüm rahatsızlık veriyordu bana.Hala deli gibi öksürüyordum.
Ebru'yla ilk seyahatimiz güzel ama oldukça yorucu geçti.Saat 12de yola çıkıp sabah 7 de geziye başlamak ve 4 te İstanbul'a dönmek beni alt üst etsede yeni bir yer görüp heleki tarihi içinde canlı tutmuş bi yerse daha bir tadı başka,iyi geldi.Caner'le cumadan aldığımız mangayı yolda bitirdim şarjı yarıda olan mp3mle yarım yamalak şarkı dinledim.Oturduğum koltukta uyumaya çalışırken önümdeki adamın horlayışı bile bana ninni oldu birşey bulamayınca.İçeçek koyduğumuz yere ufak kafamı koyup iki büklüm yatmak,Çanakkale'ye özel truva atının heykelini alıp,genelde fiyatları 1 milyonu geçmeyen hediyeler şeçmek yorucu ama güzeldi.Gidilmesi gereken yerlerden biri.İstanbul'dan 6 SA.